14 Mart 2013 Perşembe

Bir Avrupa Yolculuğu

Bugün sabah, seksi ses ve Lord Halifax ile beraber Avrupa'ya geçiş yaptık. Uzun zamandır Güney'e refah götürme çabalarım devam ediyordu biliyorsunuz. Bugün amacıma ulaştım.

Sabah 11 sularında Seksi sesin evine doğru yol almaya başladık. Yol tarifi almak için kendisini aradığımda, markette alışveriş yapıyordu. " Çok kolay bulacaksın" diye telefonda adeta şakıdı ve yol tarifini verdi.

Beni tanıyanlar bilirler. Adres bulmakta zorlanmam. Çünkü biri adresini tarif ederken dinleyenlerdenim. Onlarla aynı anda konuşanların kategorisinde değilim. (Siz adres vermeye çalışırken, sizinle birlikte konuşarak, hiç bir şey anlamayan ve asla anlatamadığınız tiplere sinir oluyorum. )
Lord, uzun saçlarını, açık camlardan içeri giren bahar havasında savururken son derece neşeli idi. Çok geçmeden, seksi sesi, doğru istikamette olup olmadığımızı anlamak için yeniden aradım. O kadar iyi tarif vermişti ki, yanlış bir sokakta son bulmuştu kısa yolculuğumuz. O sırada afyonunun henüz patlamadığını anlamış oldum. Çok geçmeden apartmanın önüne varmıştık.
Yola çıkmadan önce, bize kahve ikram etmek istediğini, ayrıca evinin küçük odasında eşyaları değiştirmek ve bugün alacağımız yeni kitaplığı için, saha çalışması yapmamızı istedi. 
Morların, grilerin havada uçuştuğu, kuşların şarkılar söylediği, mis gibi kokan dairesine girdik. 

Bu benim evine ilk gidişim. Pırıl pırıl ve son derece zevkle döşenmiş bir ev. Kuşları, "Mavi" ve "Yeşil"'in bu kadar güzel bir bahar gününde şakıdığını duymak son derece zevkliydi. 

Kahve ikram etmek istemesini şiddetle red ederek, dairenin arka tarafında bulunan odasına, saha çalışması yapmak için yol aldık. "Ne kahvesi kardeşim, IKEA beni bekliyor" diye bağırmak ne yazık ki kısmet olmadı. Lord Halifax, yerleşim ile ilgili bilimsel açıklamalar ve ölçümlere başlayınca sesimi çıkaramadım tabii ki.

Çok geçmeden, arabamıza binip sınırın yolunu tuttuk. Sınırda geçiş işlemlerini halleder halletmez, yola koyulduk.
Ve az sonra cennetin kapılarının arasından süzülen altın rengi bir ışık misali, IKEA ve diğerleri birer abide gibi göğe yükseliyordu.
Taaatttaaaaammmmm.....
İstanbul'da Ocak ayında IKEA'ya gitmeye fırsatım olmamıştı.

Seksi sese bir kez daha yolculuğumuz için çoookkk teşekkür ederim.
Yolda ilerlerken, seksi sese aç olup olmadığını sordum. Bana kahvaltı ettiğini söyledi arkasından hemen ekledi " Ben bu tarafta bir şey yemem" diye. 
Kendi kendime, onun ırkçılıkla yakından uzaktan alakası olmadığını  hatırlatmam yaklaşık üç saniyemi aldı.  Yine de sormaktan kendimi alamadım.
"Neden?" dedim. " Yanlışlıkla domuz eti falan yersin diye mi çekiniyorsun?"
"Hayır." dedi. "Duymadın mı at eti skandalını?"
Bu arada arka koltukta bizi dışlayarak, gözlüklerini takmış ve gayet entellektüel bir görünüm vererek kitabını okuyan Lord Halifax'a, ne konuştuğumuzun çevirisini yaptım. 
Lord Halifax, bir bilimsel açıklama yapmak üzere konuşmaya başladı. Fast Food'ların hangi etten yapılmadığını, içine neler konduğunu ve neden yenmemesi gerektiğini, yiyecek skandalları ile son bilgileri BBC ağzı ile vermeye başladı.
Örneğin Avustralya'da, çok yakınlarda yapılan bir denetimde, gıda üretiminde dana eti yerine timsah eti, koala etinin kullanıldığını gayet sakin bir sesle anlattı.


Zaten o anda iştah falan hak getire.
Yaklaşık 3 saat boyunca deliler gibi alışveriş yaptık. Sanırım Güney'in ekonomisi bugün sayemizde biraz canlılık yaşamıştır.
Sevindirici olan, Seksi Ses'in, gördüğü bir kitaplığa ilk görüşte aşık olması idi. 

Lord Halifax, hemen kitaplığın yanına giderek ölçümlere başladı. Eğer arabaya ikimiz binmezsek, kitaplık ve Seksi Ses'in son derece rahat bir yolculuk yapacağını söyleyince yıkılma raddesine geldik tabii. Ama kısa süre sonra, sevgili arkadaşıma dönerek "Üzülme, sen istediğini beğen ben sığdırmak için elimden geleni yaparım." dedi ve gerçekten arabaya sığmayı başardık. Billy artık aramızdaydı. ( Bu ismi ona ben vermedim, kitaplığın ismi gerçekten Billy)



Bu tecrübe bizim, ayda bir yapacağımız Güney ziyaretlerinde lojistik destek amaçlı olarak Lord Halifax'ı mutlaka geziye dahil etmemiz gerektiğine karar vermemizi sağladı.

Yolculuğun üzücü kısmı ise, Seksi Ses'in yorulması idi. Biliyorsunuz bundan bir kaç ay önce ayağını incitmişti. Hala biraz sıkıntısı var. Vicdan azabı beni yedi bitirdi tüm gün. Ama o hiç sesini çıkarmadan rafların arasında dolaşıp, alışverişimize devam etti. Güleryüzü hiç solmadı. 

Yemek için memleketi tercih ettik. Mirage gerçekten şık. Garsonların biraz ifade dersi almaları gerekse de biz lay lay lom yemeğimizi yedik. 

Ben 1.59'luk boyumla, iki metrelik kitaplığı Lord Halifax'a aslanlar gibi yardım ederek, daireye taşıdım. Bir yandan da dairenin üçüncü hatta ikinci katta olmadığı için bile ne kadar şanslı olduğumuzu içimden geçirip durdum :)

Bu arada, bizi durdurmak için aklına gelen her türlü kelimeyi sarf eden, Seksi sese hiiç kulak vermeden, Lord Halifax'ın önderliğinde kitaplığı monte ederek yerleştirdik.

Güle güle kullan arkadaşım. Benimle yaşayacağın duygusallıklar, kitaplığına yol, su olarak dönecektir :)

5 yorum:

Unknown dedi ki...

hahahahaaaaaa süperrrr :))) sonunda muradına ermişsin Dr. Po... :))))))
anlaşılan süper bir gündü... kıskandımmmmmmm :))))
kalemine yüreğine sağlık....

Unknown dedi ki...

:)))

Fatoş dedi ki...

Eğlenceli bir gezi olmuşa benziyor. Keşke imkan olsa da her yere birlikte gidebilsek :)
Bu arada kitaplığın hayırlı olsun seksi ses. İçini doldurunca fotoğraflarını görebiliriz umarım.

Unknown dedi ki...

Veeee yine Dr.Po mucizevi kelimenin önemini ve anlamını bizlere hissettirdi ne güzel sizin gibi ailemin olması süpersiniz :))

Unknown dedi ki...

Aslında bakıldığında basit bir alışveriş gibi düşünülebilir ama işin içine kitaplık girince tabi ki bu basitlik ortadan kalkıyor :) Ve Seksi ses hayallerine Dr.Po da ileride kendisine bol bol duygusallık yaşatacak emellerine kavuşuyorlar :))) Hayırlı olsun Seksi ses ve tabi ki Dr.Po bir Avrupa macerasını bu kadar çarpıcı ve güzel anlattığın için düşüncelerine yüreğine sağlık...