8 Nisan 2013 Pazartesi

Bir acaip gün - 1.bölüm

Sıcak...
Sanırım hava 32 derece.
Yürüyor, yiyor, içiyor ve gülüyoruz.
Tatlının üzerine lahmacun yiyecek kadar aç gözlüyüz.
Garson dumura uğramış." Eeee paket mi olacak? Yoksa... yoksa siz manyaklar şimdi mi yiyeceksiniz?"

Sabah saat 10:30 da sekiz kişi toplandık. İki araba halinde ortalama 40-45 dakika sürecek olan yolculuğumuz, Nisan güneşinin sırtımıza yüklenmesi ile başladı.
Ana Kraliçe'nin pilotluğunu, Dr.Po'nun co-pilotluğunu yaptığı yolculukta, arka koltukta Anka Kuşu ve Cemil var.
Diğer pilot Sexy ses, Safinaz ve Kedi kız ile birlikte.
Şarkılar, kahkahalar ve gereksiz her türlü hareketin muhteviyat içinde olduğu yolculuğumuz başladı. Her beş dakikada bir ritüel şeklini alan ruj tazeleme olayına, sadece kaptan pilot katılmıyor. Dedim ya, hava sıcak.
Ana Kraliçe, tam teşekküllü gelmiş. Fotoğraf makinesi, ağrı kesici, su şişeleri.. Cemil sadece makyaj malzemeleri ve telefon, Anka kuşu full makyaj ve makyaj çantası :))
Bir yandan şarkılar söylenirken, bir yandan da Cemil, vereceği pozun tarifini yapıyor.


Ne kadar sürdüğünü hatırlamasam da, çok geçmeden Sophia'yı alacağımız yere geliyoruz. Sophia aileden sadece bir kaç kişi ile şimdiye kadar yüzyüze geldi. Aile bireyleri ile sosyal medyadaki muhabbetleri iyi. Merak içinde diğerleri ile de tanışmayı bekliyor.
Arabayı sağa çekip, Sophia'yı beklemeye koyuluyoruz. Sıcağa dayanamayıp arabadan iniyorum. Ana Kraliçe, işaret parmağını burnuma doğru sallayarak "Bak hepinize söylüyorum, hareketlerinize dikkat edin, beni rezil etmeyin." diyor. Sanki bizi oralarda tanıyan birileri çıkacakmış gibi. Ya da sanki biz adaba uygun hareket etmeyi bilmiyormuşuz gibi. Sesimizi çıkarmadan, gülüp geçiyoruz.
Çok geçmeden, Sophia gözüküyor. Sakız paketinden çıktığı belli olan, kocaman turuncu gözlükleri, kürdan gibi bacakları ve babetleri ile, bir balerini andırıyor. Herkesle kucaklaştıktan sonra yola devam ediyoruz ve Sexy ses ile buluşma noktasına varıyoruz.
Sophia'yı, onların arabasına sepetledikten sonra ve Harran ovası kadar genişlikteki park yerinden, iki harika pilotun sürüşü ile beş dakika gibi bir zaman diliminde ayrılabildikten sonra, ev sahibimiz Sophia'nın rehberliğinde, kahve içeceğimiz durağa doğru yol almaya başlıyoruz.
Kapılarını, harika bir bahçeye açan bir küçük kır evine adım atıyoruz. tabelaya göre burası cafe, resaurant, fırın :)
Sekiz kişi içeri girer girmez yağtığımız gürültü ile kendimizi tam anlamıyla belli edip, piknik masalarına yerleşiyoruz. Etrafta yeşil başlı ördekler cirit atıyor. Kahvelerimizi sipariş edip, fotoğraf çektirme ritüeline girişiyoruz hemen.
Bahar havası harika. Ilık bir rüzgar, yüzümüüz okşarken, Mehmet efendi marka kahvelerimizi höpürtedete, höpürdete içmeye başlıyoruz.
Sophia şaşkın gözlerle ama yüzünden eksik etmediği gülümseyişi ile tek tek bizleri inceliyor. Ürtktü tabi yavrucak.
(to be continued :P )

6 yorum:

Unknown dedi ki...

amannnnnnnnnnnn geberdim gülmektennn, hadiiii devamı gelsin hemeeennnn :)))))))))))))))))))))

Unknown dedi ki...

harıkaaaaaaaaaa neden bılmem hem gozlerım doldu hem guldum yanı işde hem guldum hem agladım dedıklerınden :)))))

adem dedi ki...

ofiste gülmekten midem ağrır

Unknown dedi ki...

Hahaha yıkıldım bu sadece maceranın başlangıç kısmı devamııı :))))

Unknown dedi ki...

hahaha daha durun yeni başladı :)))

Unknown dedi ki...

harika bir başlangıç... ama daha yeni başlıyoruz...:)