Sen gittiğinden beri sessizim.
Ağır bir sessizlik ruhumu kaplamış durumda.
Kimse ile görüşmüyorum. Ne ziyaretçi kabul ediyorum, ne de telefonları cevaplıyorum.
İnsanların sürekli destek olmaya çalışmaları midemi bulandırıyor.
Oysa ben yüreğimdeki acıyı doya doya tatmak istiyorum.
Romeo ve Juliet’in aşkları uğruna, zevkle yudumladıkları zehir gibi, ben de özlemimin kavurucu sıcaklığını yaşamak istiyorum.
Kimseyi görmek, kimse ile yakın olmak istemiyorum.
Ruhumun, bedenimin istediği bir tek sensin.
Yüreğimin derinliklerinde sadece sana susuyorum.
Senin yokluğunu başkaları ile doldurmaya çalışmak daha çok acı veriyor.
Bunlar bir zamanlar arkadaşlarımız olsa bile.
Onlarin bana seni hatırlatmalarına ihtiyacım yok ki.
Bende yeterince anı var.
Bende sana karşı yeterince açlık var.
Aylardır aynaya bakmıyorum.
Sensizliğimle yüzleşmekten korktuğum için.
Gerçekler şu anda fısıltılar halindeler ve onları susturmak benim için daha kolay.
Beynimin kıvrımları arasında gizlenmiş, cevapsız kalan binlerce soru var.
Tamamı seninle yaşadığım ayrılığa dair.
Tamamı hala cevapsız.
Sorup, sorup kendi kendime cevaplamaya çalışmaktan o denli yorgunum ki.
Yine de vazgeçmiyorum.
Bu yersiz ayrılığın bir sebebi olmalı diye düşünüyorum.
Cevabı bulsam dahi beni teskin etmeyeceğini de biliyorum.
Sana karşı o denli öfkeliyim ki, sevgim karanlık gölgeler arasında titrek bir mum ışığı kadar zayıf.
Ruhum bir örs altında eziliyor sanki.
Çatışmalarım, gel gitlerim her yeni gün yeni girdaplara sürüklenmeme neden oluyor.
Yüreğimdeki vazgeçemediğim acının sen değil de, yalnızlık korkusu olduğuna inanmamı sağlıyor.
Sana ihanet ediyorum duygusuna kapılıyorum.
Beni bırakıp gitmenden ötürü bencil olanın sen değil, senin peşinden gelmeye cesaret edememiş olan ben olduğuma inanıyorum.
Seni özledim.
Giderken yanında hiç anı götürdün mü merak ediyorum?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder