VOLTRAN, SHOGUN VE CHARLIE’NİN MELEKLERİ
Çocukken Pazar günlerinden nefret ederdim.
Çünkü haftanın ilk okul gününe hazırlanmakla geçerdi. Ödevleri kontrol et,
banyo yap, üniformaları hazırla ve en güzel filmlerin oynadığı saatte tıpış
tıpış yataga git.
Zaten TRT yayını ile büyüdüğümüz için, sevdiğimiz ya da sevmediğimiz bir programı seçme şansımız yoktu. Otomatiğe bağlanmış gibiydik. Her Pazar aynı programlar. Sabahları Uçan kaz ya da Voltran, arkasından mutlaka bir Western filmi sonra da bir kelime bir işlem ve sıkıcı maç saatleri.
Allahtan babam bir futbol fanatiği değildi. Sevgili eşimin de olmaması bir isabet . Sanırım şanslı bayanlardanım bu konuda. Milli maçlar da mutlaka izlenir sadece bizim evde.
Zaten TRT yayını ile büyüdüğümüz için, sevdiğimiz ya da sevmediğimiz bir programı seçme şansımız yoktu. Otomatiğe bağlanmış gibiydik. Her Pazar aynı programlar. Sabahları Uçan kaz ya da Voltran, arkasından mutlaka bir Western filmi sonra da bir kelime bir işlem ve sıkıcı maç saatleri.
Allahtan babam bir futbol fanatiği değildi. Sevgili eşimin de olmaması bir isabet . Sanırım şanslı bayanlardanım bu konuda. Milli maçlar da mutlaka izlenir sadece bizim evde.
Çocukken hayranlıkla izlediğimiz dizilerin,
tekrarlarını şimdi yayınladıklarında bir çoğunu hala izliyorum. Mesela eşim
beni Alf, Shogun ya da o döneme ait bir dizi seyrederken yakaladığında,
şaşkınlığını dile getirerek bana " İnanamıyorum nasıl olur da bunları
izliyorsun?" diyor.
İzliyorum çünkü o diziler benim için sanırım bir zaman makinesi. Hangi diziyi izlersem, çocukluğumu geçirdiğim o dönemi hatırlayarak gülümsememe sebep oluyorlar. Yoksa Charlie 'nin Meleklerinin popolarını sallayıp, acemice oradan buraya koşuşturmalarını izlemeye bayılmıyorum tabii ki.
İzliyorum çünkü o diziler benim için sanırım bir zaman makinesi. Hangi diziyi izlersem, çocukluğumu geçirdiğim o dönemi hatırlayarak gülümsememe sebep oluyorlar. Yoksa Charlie 'nin Meleklerinin popolarını sallayıp, acemice oradan buraya koşuşturmalarını izlemeye bayılmıyorum tabii ki.
Evlendikten ve anne olduktan sonra en
sevdiğim gün haline geldi Pazar günleri. Çünkü herkes evde ve paylaşacak çok
şey var.
Hani büyüklerimiz hep derler ya "Anne
babanın kıymetini, ebveyn olduktan sonra anlarsın" diye. Bu da çok doğru
bir laf. Babamın ya da annemin beni uyardıkları zamanlarda, arkalarından
söylenmelerine sebep olduğum bir çok şeyi papağan gibi ben kızıma söylüyorum
şimdi.
Yine de işin güzel kısmı, bunları fark
etmeden söylemem sanırım. Demek ki annem ile babam zamanında bana
ulaşabilmişler diyorum. Şunu da söylemeden geçemeyeceğim, çocuk yetiştirmek bir
sanat.
Ailelerimizin kıymetini bilelim. İnanın
bana sağlıktan sonra sahip olduğunuz en değerli şey aile. Onlara sarılıp, hak ettikleri
sevgi ve anlayışı sınırsızca verelim.
Herkese iyi pazarlar.
GÜNÜN DÖKÜNTÜSÜ DİVA'dan
Geçen gün bu konuyu konuşuren, bizim çizgi film açısından da şanslı çocuklar olduğumuz kararına vardık. Hatta dönemin en ünlü çizgi filmlerinden HEIDI yi andık. Diva gayet safça soruverdi.
"Onlar Peter ile ne olmuşlardı Ebru?"
"Evlenip Alp'lere yerleştiler" deyip koyuverdim kahkahayı.
O kadar kanıksamışız HEIDI yi anlayacağınız.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder