4 Kasım 2013 Pazartesi

MUHTEŞEM SÜLEYMAN

Ekranlardaki dizi kirliliği malum.
Televizyon seyretmeyen biri olarak, internetten izleyip takip ettiğim bazı diziler var.
Bu kirliliğin içerisinde nefes aldırıyorlar insana.
Tarihe olan merakım yüzünden dönem dizilerini seviyorum.
`Muhteşem Yüzyıl`, 'Ben onu çok sevdim` bunlardan bazıları.
Onları da zaten boş vaktim olursa birkaç bölüm üstüste internetten izliyorum.
Anlayacağınız sizden çok sonra izliyorum ben.
Muhteşem Yüzyıl'ın ne kavgalarla, ne badireler atlatarak ekranlarda tutunmaya çalıştığı malumunuz.
“ Muhteşem” kavgası ve sevdası aynı anda sürüp gidiyor.
Kimler yorum yapmadı ki.
Bakanlar, başkanlar, cezalandırıcılar..
“Ne cüretle yaparsın?” diyenler...
“Bravo geç bile kalınmıştı” diye alkışlayanlar...
Sansür fırsatını asla elinden kaçırmayanlar...
Kim ne derse desin, “ MUHTEŞEM YÜZYIL” öncelikle bir ilktir.
Tarihimizle barışık yaşamak adına bir ilktir.

Son derece köklü bir tarihe sahip bir millet olarak, bugün baktığınızda, Kurtuluş Savaşı, Osmanlı İmparatorluğu, Atatürk hakkında meydana getirilmiş filmler, belgeseller, iki elin parmağı kadar neredeyse.

Tarihi kişiliklerimizi putlaştırmayı o kadar seviyoruz ki, onların insan olarak gerçekleştirmiş olduklarının ne kadar inanılmaz olduğunu görmeyi unutuyoruz.

Can Dündar’ın “Mustafa”, Zülfü Livaneli’nin “Veda” filmlerinden sonra ortalık kalktı oturdu.
“Vay sen Atatürk’ü nasıl böyle gösterirsin?” diye.
Eleştri, bir sanat eserinin en büyük hediyesidir bu bir gerçek.
Fakat onu görmezden gelmek, hatta daha da ileri gidip ortadan kaldırmaya çalışmak son derece çağ dışı bir yaklaşım.
Eleştirenlerin bir çoğu şikayetçi olanların duygusal yaklaşımından prim yapmaya çalışanlar. ( Şikayetçi olanlar, 80 milyon da 70.000 kişi) Acı olan RTÜK’ün bunu gündem maddesi yapması.

Ben Muhteşem'i seviyorum.
Kostümünü, müziğini, olayları ekrana yansıtıp bir dakika sonra sizi "Hiç bu şekilde düşünmemiştim." şeklinde düşünmeye zorlamasını.
Dönemin, kimselerin şu ana kadar parmak basmaya cesaret edemediği olaylarına, "işin bir de bu tarafı var" dercesine ışık tutuyorlar.
Savaş sahnelerinin az olmasından, padişahın sadece abiyane tabirle karı, kız ile vakit geçirdiğinden dem vurarak eleştirenler oldu.
Tarih sayfalarını biraz daha dikkatli incelerseniz şöyle bir gerçek var.
Haremde padişah döneminde, yaklaşık dört yüz ile beşyüz arasında cariye yaşarmış.
Bunların arasında padişahın yüzünü görmeden, çeyizi ile saraydan uğurlanarak evlendirilenlerin sayısı, haremdeki hatunların nerede ise yüzde doksanına eşit.
Batı dünyasının Harem ile ilgili yarattıkları fantaziler gerçekle uyuşmamaktadır.
Bu kadınların neredeyse tamamı hizmetli görevini sürdürerek maaş alan insanlarmış.
Muhteşem Yüzyıl bir bakış açısı.
Bir yaklaşım.
En önemlisi bir kurgu.
Tarih dersi gibi bir yazı yazmak değil amacım.
Lakin padişahın uçkurunun derdine düşmektense dizide verilen ince mesajları bir yerlere not edip araştırmakta fayda var.

Yoksa uzaktan gazel okumak kolay.

Hiç yorum yok: