20 Eylül 2013 Cuma

Sonsuza Kadar

Uzun yıllar önce bir çoğumuzun yüreğinin derinliklerine, hayatımızı ilgilendiren kararlarımız ile ilgili şüphe tohumları serperek, bir nebze de olsa kendi iç dünyamızı gözden geçirmemize neden olan ‘Yüreğinin götürdüğü yere git – Susanna Tamaro’ isimli kitabı bir çoğumuz hatırlarız. Hangimizin yüreğimizin götürdüğü yere gittiğinin ya da gitmediğinin muhasebesini yapacak değilim ama kitaptan bir kaç ufak alıntı yapmak istiyorum. Belki de yüreğimizin işaret ettiği adrese gitmek için henüz çok da geç değildir.

“Önünde pek çok yol açılıp sen hangisini seçeceğini bilemediğin zaman, herhangi birine, öylece girme, otur ve bekle. Dünyaya geldiğin gün nasıl güvenli ve derin derin soluk aldıysan, öyle soluk al, hiçbir şeyin senin dikkatini dağıtmasına izin verme. Bekle ve gene bekle. Dur, sessizce dur ve yüreğini dinle. Seninle konuştuğu zaman kalk ve yüreğinin götürdüğü yere git.”

“Sana krep pişirmeyi öğretmemi anımsıyor musun? Sana, onları tavaya attığında tavaya düz düşmeleri gerektiğinden başka her şeyi düşünmelisin derdim. Bütün dikkatini havadaki kreplere verirsen, çarpık düşeceklerine ya da fırına yapışacaklarına emin olabilirsin. Komik ama, her şeyin merkezine, tam yüreğine vurmak için gereken, yalnızca dikkatin dağılmasıdır”

“Büyürken, yanlışların yerine doğruları koymak istediğinde şunu anımsa: Yapılacak ilk devrim, insanın kendi içine yapacağıdır. Evet, ilk ve en önemli devrim budur. İnsan, kendi hakkında bir düşünceye sahip değilken, bir düşünce uğruna savaşmak, yapılabilecek en tehlikeli şeylerden biridir.”

Susanna Tamaro’nun son kitabı olan ‘Sonsuza kadar’ raflardaki yerini aldı. Meraklısı için bekleyişin sona erdiğini söyleyebilirim. Yazar ile henüz tanışmayanlar ise geç kalmış değiller. Yazarın tüm kitaplarında kendinizden bir şeyler bulacağınızdan eminim.

Sonsuza Kadar – Susanna Tamaro


Kırılganlığımız güce, kader bilgeliğe, trajediler aşka, zifiri karanlık içsel aydınlığa dönüşebilir.
Öyle bir an oldu ki, ikimizin minik taşları düzgün biçimde yan yana düştüler. Ben bir adım atıyordum, sen de aynı uzunlukta bir adım atıyordun. Ben seni bekliyordum, sen bana yetişiyordun, ben sana ulaşıyordum, sen beni bekliyordun. Sonsuza kadar böyle gideceğimizi sanıyorduk. Oysa ben şimdi ormanda yürüyorum ve ayak izlerimden başka iz yok. Kimse yürümüyor yanımda, kimse izlemiyor beni, ya da önümden gitmiyor...
Matteo ve Nora... biri ateştir diğeri su, biri akıldır diğeri yürek, biri sürekli harekettir diğeriyse durgunluk ve huzur; biri düşüncedir diğeri sezgi, biri zamandır diğeriyse sonsuzluk...
Ancak bir gün bu mükemmel uyum dünyanın trajik yasaları karşısında dağılır gider... Matteo bir anda içinde dipsiz bir boşlukla tek başına kalır. Ama yollar onu asla bırakmaz ve hiçbir şekilde tahmin edemeyeceği bir geleceğe taşır.
Zamanla doğa yasalarının gizemini keşfeden Matteo, insanların kendilerini bulmak, hayatı tanımak için ziyaret ettiği bir tür keşiş olup çıkar. Hayatın ve aşkın gizeminin, Noranın ardında bıraktığı bu büyük soru işaretinde yattığını, Matteo bir gün anlayacaktır...
Sonsuza Kadar kimi zaman yok eden, kimi zaman da arındıran içimizdeki ateşi anlatıyor...

Hiç yorum yok: